Sanatsal Resim

Edindiğimiz bilgi ve deneyimler sonucunda, sanatçı ve obje ilişkileri üzerinde durarak oluşturacağımız kompozisyonu bir natürmort örneği ile ele alalım. Öncelikle modelimizi gözlemlemeli ve algılayarak duyumlarımızı uyandırmalıyız. Algılamış olduğumuz konu ve kompozisyonun zihnimizde ve ruhumuzda hayellenmesi gerekir. Sanatçı konunun içine girerek yaşamalıdır. Teknik olarak tercih edeceğimiz araç ve gereçler yardımıyla, çizgiler ve lekelerle tuval üzerinde hayal etmeğe çalışırız. Bu çalışmalar esnasında edindiğimiz alışılmış kurallar dışında hareket ederek çağdaş sanatın prensipleri ile çalışmalarımızı sürdürürüz.

Yapıtlarımızı oluştururken objelerde orantı yerine oranlar tercih edilmelidir. Objeler arasındaki münasebetler tablonun oluşumu içinde sanatçının duyumları, izlenimleri ve yaratıcı gücü sayesinde estetik dengeyi sağlar. Sanatçı karşısındaki objeyi bire bir yapmamalıdır. Duygu ve algılamalarıyla hissederek gördüğü gibi yapmalıdır. Aksi halde sanatçının duyu ve algılamalardan yoksun olarak yaptığı yapıtı için bire bir yapmış olduğu tabloda estetiği bulamayız.

Ne yazık ki çağımızda ticari amaçla istek üzerine üretilen yapıtlar estetikten yoksundur. At resmi istiyorlar at resmi yapıyor, manzara resmi istiyorlar manzara resmi yapıyor. Ne resmi sipariş ederlerse onun resmini yapıyor. Ama o resme ne duygularını ne heyecanını aktarabiliyor.

Sanatsever izleyicinin bir tabloya bakış açısı farklıdır. Özgün bir sanat yapıtına baktığı zaman sübjektif bakıyorsa tablonun içeriğini olduğu gibi özümler. Onun içine girer, onunla bütünleşir. Kendine göre eksik gördüğü yerleri kendi içinde bilinçaltı duyumlarıyla tamamlar. Özgün bir yapıtın karşında kendinden geçerek ağlayan hatta alkışlayanlar sanatçılar vardır.

Objektif gözle bakanlar her zaman gerçeği (bire bir yapılanı) arar. Bire bir yapılanı göremeyince karşısındaki yapıt ne kadar hareketli, ne denli özgün olursa olsun onun beğenisini kazanmaz. "Ben beğenmedim" der; kendi kültürüne uygun tablo arar. Gözünden yaş damlaları akan "ağlayan çocuk" resmi gibi…

Sanatsever bir izleyici galeride tablolara şöyle hızlıca bir bakıp gidiyor. Bir tablonun içine girmedi onunla bütünleşip onunla konuşmadı. Ne aradı, ne anladı belli değil. Galeriden çıkıp gitmek üzereyken önünde durduğu tablo hakkında ona biraz bilgi verdim: "Balıktan eli boş dönen balıkçının yüzündeki ifadeden çok etkilenen sanatçı suluboya ile bunu tablosuna aktarmış. Balıkçının üzerindekiler ıslak, bol, eski püskü, ama onlar da hüzün içinde .Tabloda balıkçının arkasındaki iki ağaç ‘bir dahaki sefere tutarsın’ diye onu teselli ediyormuşçasına balıkçıya doğru eğilmiş. Kenarda burnu yere düşmüş, hüzünlü, yorgun bir kayık, arkada uçsuz bucaksız bir deniz... sen bunların hangisini beğenmedin, hangisi seninle konuşmadı?" dediğimde döndü. Gözlerini kıstı. O tabloya baktı durdu. Sanatçı olarak çok rahatlamıştım. Bir gün başka bir yerde karşılaştığımızda yanıma gelip "Hocam o tabloyu satın aldım, şu anda evimin duvarında asılı. Her bakışımda sizin söylediklerinizi görüyorum; hatta bazen daha farklı şeyler de söylüyorlar, artık hep benimle böyle konuşan tablolar arıyorum." dediğinde çok mutlu olmuştum.

Evde asılı bir tablom vardı. Kızım çok beğenmiş alıp evine götürmek için izin istedi. Ben de "Memnuniyetle kızım " dedim. Kızına her şeyini veren o fedakar annenin, "Başka bir tablo beğen, o tablo olmaz; ben o tabloya baktıkça rahatlıyorum, o tabloda kendimi buluyorum." demesine o kadar şaşırdım ki, kulaklarıma inanamıyorum.

Bir tablomu satın alan sanatseverle iki yıl sonra bir resim sergisinde karşılaştık. "Hocam, bir dakikanızı alabilirmiyim?" dedi. Ben de espri olsun diye "Tablomu geri mi vereceksiniz?" dediğimde, "Hayır! Benim en sevdiğim tablom o. Ben her bakışımda o tabloda başka başka şeyler görüyorum. Bu da beni olağanüstü mutlu ediyor. Bunun sırrı nedir? Size onun gibi bir tablo daha sipariş etmek istiyorum" dedi. Ben de "Siz benim duygularımı aldınız. Ben sipariş üzerine tablo yapamam. Duygularım benim elimi keser. Bir daha hiçbir tabloma duygu yükleyemem. Yeni bir sergi açtığımda beğendiğiniz bir tablo olursa oradan alırsınız." dedim. Teşekkür edip "Zaten gerçek sanatçıdan da bu beklenirdi" dedi. Bu iltifat karşısında o kadar duygulandım ki anlatamam.

Çeşme’de açtığım resim sergisinde bir sanatsever izleyici eşi ile birlikte bir tablomun önünde durmuş inceliyorlardı. Ben de "Beğendiniz mi?" diye sorduğumda "Bunun içeriği nedir?" diye sordular. "İnciraltı’nda balık tutmaya çalışan emekli, yaşlı birisi" dedim ve ilave ettim; "Zaten balık tutamayacağı belli; tutarsa bana da haber verin" deyince tabloya o gözle bakıp beğendiler. O çift tabloyu satın aldıklarında onlara yaklaşıp "Duygusal tablolarda gizemli sırlar vardır. Bu sırları ve duyguları siz irdeleyin." dediğimde çok mutlu oldular. Bu eserlerin içeriği felsefi açıdan böyle yorumlanırdı.

Resim sanatı alanı içinde çalışan kişiler başkalarına beğendirmek için resim yapmak yerine, özgün resimler yapıp kendileri mutlu olmalıdır. Bunu başarabilmeleri, bireyin sağlam ve çağdaş bir sanat eğitimi almasıyla mümkündür. Kısa zamanda özgün sanatçı olunamaz. "Benim diğer özgün sanatçılardan ne farkım var" diyerek kendimizi kandırmayalım. Başlamış olduğumuz tablomuz içimizden geldiği gibi çizgi ve lekesel çalışmalarla yapılırken, kendi üslubumuzla, hayal gücümüzün rolüyle koşullanmadan konu kendini belirlerse tablo özgün olur. Böyle yapıtlar sanatçının kendisini ifade eder.