Kültür ve Sanat Yaşamın Temel Öğesidir

Schiller’e göre insanda iki temel içgüdü vardır; biri duygusal içgüdü, diğeri de akılsal içgüdü. Bu içgüdüler birbirlerine karşıt olmalarına rağmen aynı zamanda birbirlerini tamamlar.

Toplumumuzda sanat kavramı üzerinde hiç durulmamış, ne hikmetse durulmak da istenmemiştir. Sanat ticari amaç doğrultusunda lanse edilerek pazarlanmaktadır. Sanat ticari amaçlarla yapılırsa hem sanat, hem de sanatçı hüviyetini kaybeder.

Sanatçı doğada gördüklerinden anlam çıkarıp ona bireysel duygu, sezgi birikimi katarak bir sentez yapmak durumundadır. Eğer doğada gördüklerine katacak duygu birikimi yoksa özgün bir sanatçı olamaz. Başkalarının yapıtlarını veya salt doğayı taklit eder. Sanatçılar doğayı gözlemlerken algılamaları esnasında sezgisel güzellik kavramını ortaya koyarlar. Sanatçı klasik kurallardan kaçıp sezginin etkisinde kalarak onu ölçümlemekten vazgeçme gücünü kendisinde bulur. Ressam, çevresinde gördüğü dünya ile kendini anlatmaya çalışır. Sanatın ortaya çıkmasında , geçmiş zamanlarda yaşamış olduğu duygu birikimleri bulunmaktadır.

İnsanın doğa karşısında aldığı estetik tavır ve estetik algı hoşlanmaya dönüşür. Hoşlanma belirli bir dış uyarıcının varlığına bağlı olup, uyarıcı olduğu sürece sürer. Uyarıcı ortadan kaybolunca duygusal hoşlanma da ortadan kalkar. Estetik haz, duyu alanında doğar. İnsan kişiliğinin bütünlüğüne yönelmektedir. Bir sanatçıda bilgi birikimi arttıkça, büyüdükçe sanat alanı içinde cesaret ve güçlülük kazanır.

Kant’a göre insanın algılama gücünün iki ana unsuru vardır:
1- Bireysel değerde duyarlık
2-Tinsel değerde algı.
Bu iki unsur hayal gücünün yardımı ile birleşir. Hayal gücünün yaratıcılığı sonucunda sanat yapıtı bireyselliğin ürünü olur.

Sanatçı iki baskı altındadır:
1-Gerçeğin baskısı
2- İyinin baskısı.
Sanatçı bu baskılardan birini diğerinin yardımı ile yok eder. Bütün baskılardan arınır. Yalnız kendi etkisinde kalarak serbest bir ruh ile yaratıcı ve yapıcı yetileri içinde özgün yapıtlar meydana getirir. Uzun zaman sanat eğitimi alanlar, tamamen hocasına benzemeye çalışıp (usta-çırak ilişkisi), hocasının her dediğini aynen yapmak yanlışına düşmemelidirler. Kendi yaptıkları araştırmaları ve kendi birikimlerini kullanarak üsluplarını oluşturmalıdırlar. Özgün sanatta usta çırak ilişkisi olmaz. Sanatçı dışsal doğadan içsel doğaya dönerek kendini anlatırken doğayı anlatır. Sanatçı, gördüğünü aynen yapmağa kalkmamalı, daha önceden koşullanmamalı, kendisini bencillikten kurtarıp, bilimsel, yapıcı, yaratıcı ve estetik duyumlar içinde algıladıklarını kendi üslubu içinde yapmağa çalışmalıdır. Sanatçı en çok ilgi duyduğu alanlar içinde çalışmalıdır. Gerçek sanatçı hoşlandığı alan içinde olunca hayal gücünü iyi çalıştırır. Şayet ekonomik yönden düşünmeye başlayıp, başkalarının beğenisi doğrultusunda resim yaptığı takdirde sanat alanından hızla uzaklaşmaya başlar. Belki de ileride çok iyi bir sanatçı olacaktır ama bu davranışı ile kendine yazık eder. Kopyacılıktan kendini en kısa zamanda kurtarmalıdır. Alışkanlık en az enerji ile en az yorgunluk duyularak yapılan bilinç altı davranışlardır. Özgün sanatçı belirli alışkanlıklardan kendini hemen kurtarmalıdır. Sanatçı çoğu zaman güncel yaşamında bulamadıklarını yapıtlarında yaratarak yaşama bağlanır. Sanat yapıtları, çağı içinde kendini bulmalıdır.